Guaranteed

28 12 2009





Empty

24 12 2009





İncir reçeli

24 12 2009

Vathis’te günün en güzel anı yaşanıyordu. Bitişlerin en güzeliydi gün batımı.  Hiç bir son ufuktaki maviyle vedalaşan güneşin sonu kadar büyüleyici olamaz diye düşündüm. Mavinin içinde yavaş yavaş eriyen turuncuyu izledim babam sigarasını söndürüp fırlatana kadar.  Sonra yola koyulduk yine, eve doğru. Düşünceliydi babam, batan güneşle birlikte uzaklara doğru yol almıştı sanki.

-Elenim, bir gün Vathis’ten ayrılacaksın güzel kızım. O zaman en çok neyi özleyeceksin söyle bakalım? dedi birden. Kelimeler ağzından dökülmeden önce birkaç yarım nefes aldı, sanki söylemekten vazgeçer gibi tereddütlüydü.

- Neden ayrılayım ki?

- Hayat Vathis kadar küçük değil bebeğim. Şimdi sen küçüksün, Vathis büyük.  Sen büyüyünce Vathis küçülecek, daha geniş coğrafyalara göçeceksin. Tıpkı annen gibi .

“Anne” kelimesi yasaklı kelimeydi aramızda. Ne zaman annemden konu açılsa sanki bir güç tarafından konuşmamız yasaklanır, sus pus kesilirdik. Oysa benim için “anne” içi boş bir naylon poşet gibiydi. Havada oradan oraya savrulan beyaz bir poşet. Beni bırakıp gittiğinde henüz “anne” bile diyemiyordum. Belki de bu kelimenin içini boşaltan bu durum, bu kavram boşluğuydu.

- Ben seni asla ama asla bırakmayacağım baba, bunu aklından çıkar!, dedim son ses. Öyle bağırdım ki, ses karşı tepeye çarpıp geri döndü.

Her seferinde kaldığımız yerden devam ediyorduk babamla. İncir sepetini elimden alıp koca bir şaplak indirdi popoma.

- Hadi bakalım sen önden git de reçel için su kaynatmaya başla. Süngerleri tekneye yayıp geleceğim. Sabah güneşiyle kuruyunca yumuşak kalıyorlar.

Hızlı adımlarla dar sokak aralarını arkamda bıraktım. Evin anahtarı kapının üzerinde çakılı çivide dururdu hep. Vathis’te kimse hırsızlık yapmazdı, çünkü herkesin evinde aynı şeyler vardı: Kurutulmaya bırakılmış süngerler, onlarca kase incir, pinadan yapılmış gece lambası, duvarda kurutulmuş deniz atları ve deniz yıldızları, bahçede üst üste yığılmış ağlar…  Önlüğümü taktım içeri girer girmez. Hiç kapanmayan radyoda hava sıcaklıklarını söylüyordu spiker umutsuz bir sesle.





The only way out is through

23 12 2009





serbest çağırışım

22 12 2009

Saat 16:42. Beyaz çarşafları olan ahşap yatağımdayım şimdi. Parmak uçlarıma değen tül perde havalandıkça alabildiğine bir mavilik beliriyor ufukta. Aralanmış panjurdan içeri giren gün ışığı dudaklarımda dolaşıyor, hissediyorum. Hışırdayan çakıl taşları hafif dalgalı bir denizin varlığını fısıldıyor kulağıma.
Varoluşun olağanca dinginliğini bozan tek şey akıp giden zamanın elçisi, duvar saatim. Tüm durağanlığa rağmen, yoğun bir akış söz konusu aslında, bir andan öbürüne.

Tavanın engebeli yapısında dolanıyor gözlerim.  İrkilip kendime geldiğimde betondan bir fantazya dünyasının tam ortasında buluyorum kendimi. Gözümün gördüğü, algımın seçebildiği her şey gri oluveriyor bir anda.  Az önce bir şekle benzetmeye çalıştığım o engebelerin içinde küçücük bir noktayım şimdi.  Aşağıdan bakıldığında küçük bir odanın dar tavanı, uçsuz bucaksız gri bir çölü andırıyor şu an.

Betonun soğukluğuna bir  esinti ekleniyor aniden. Gittikçe yaklaşan ve ayaklarımı yerden kesen uğultulu bir esinti.  Öyle sert ki gözlerimi açamıyorum, yanaklarım dalgalanıyor şiddetinden.  Uğultu giderek vızıltıya dönüşüyor. Tahammül edemiyor, kulaklarımı tıkıyorum , bu kez titreşim bütün vücuduma yayılıyor dalga dalga. Birden ses kesiliyor ve koyu bir gölge çöküyor üstüme. Gözümü açtığımda dev bir yaratığın kıllı bacaklarının arasında buluyorum kendimi.  Duyargalarını üzerimde dolaştırırken sümüksü tabakasına buluyor tüm bedenimi, yapış yapış oluyorum, derken… BAM!!!

Sırtımdaki ani acıyla doğruldum yatağımdan. elimde sıkıca tuttuğum sineklikle salya sümük derin bir uykuya dalmıştım belli ki,  saate baktım. 17:20





Lost Control?

19 12 2009





Fondue

19 12 2009

Ben olmasam sen taş kesersin sıcağımdan uzakta. Seni kıvamda tutmak benim görevim ya, ateşi gören hep ben. İnce ince yanıyorum derinlerde. Görmüyorsun, anlamıyorsun.





Bir cinayet daha işledim

18 12 2009

Karar vermek ciddi bir iştir.

Cinayet işlemek gibidir çoğu zaman.

Bir tarafı yaşatırken, diğerinin can damarını kesmektir bir seferde.

Ya da yavaş yavaş ölümünü izlemek.





Union

14 12 2009

Denizin göbeğine oturmuş güneş,

Turuncusunu yayıyor sonsuz maviye.

Sanki o değil kor alevler saçıp kavuran,

Şimdi mahçup, yanakları al.

Teslimiyet çanları çalıyor dönüp duran martılar,

Gün geceye gebe şimdi,

Denizle güneşin buluştuğu yerde.





Eksik element

11 12 2009

Ne bir alışkanlığa teslim olmak istiyorum sere serpe,

Ne de ayrı düşmek istiyorum bir günden öte.

Ama ok yaydan çıktı bir kere.

Kokun uçmadan tenimden,

Yine gel kimyama karış.

Kurtuluş iksiri senle bende.